Kurt Cobain'in intiharı
Kurt Cobain’in ölümü, sadece müzik tarihine düşülen trajik bir dipnot değil; aynı zamanda bir kuşağın varoluş sancısının sembolik doruk noktasıydı. Cobain, 90’lar gençliğinin içsel kaosunu gitar tellerine yansıtan, kendi kırılganlığını sahneye taşıyan bir aynaydı. 8 Nisan 1994’te, Seattle’daki evinde ölü bulunduğunda, onunla birlikte bir dönemin ruhu da sustu.

Arka Plan
düzenleNirvana’nın Nevermind albümüyle yakaladığı ani başarı, Cobain için bir ödülden çok bir lanete dönüşmüştü. Medyanın sürekli takibi, şöhretin üzerindeki baskısı, sahici kalma çabasıyla çelişen endüstriyel beklentiler... Bunlar Cobain’i giderek içe kapanan, yalnızlaşan bir figüre dönüştürdü.
Uyuşturucu kullanımı arttıkça hem fiziksel hem psikolojik sağlığı bozuldu. Courtney Love ile olan evliliği sık sık tartışmalara ve bağımlılık krizlerine sahne oluyordu. 1994 başlarında Roma’da yaşadığı aşırı doz olayı, onun yaşamsal sınırda gidip geldiğinin sinyallerini verdi. Sonunda, 1 Nisan’da tedavi gördüğü Los Angeles’taki bir merkezden kaçarak Seattle’daki evine döndü. Artık kendi sessizliğine hazırlanıyordu.
Son Saatler
düzenle5 Nisan 1994 gecesi, Kurt Cobain Seattle’daki evinin sera bölümüne çıktı. Yanında kısa bir intihar notu, çantasındaysa en sevdiği takviyeler: eroin ve diazepam vardı. Önce damarına yüksek dozda eroin enjekte etti. Ardından kendine ait av tüfeğini çenesinin altına dayayarak tetiği çekti.
Cesedi 8 Nisan sabahı elektrikçi Gary Smith tarafından bulundu. Smith ilk başta bunun bir manken ya da dekor olduğunu düşündü; ancak birkaç adım daha yaklaştığında, 27 yaşında hayatına son veren bir sanatçının suskunluğu ile yüzleşti. Yapılan otopside, ölüm anında aldığı eroin dozunun çok yüksek olduğu, kendini öldürecek bilinci taşıyıp taşımadığı dahi tartışmalıydı.
Cesedinin yanında, Cobain’in ruh hâlini çarpıcı biçimde yansıtan bir mektup bulundu. Anlatısında kızına, hayranlarına ve Neil Young’a kadar uzanan bir çizgide umut, bıkkınlık ve vedalaşma vardı. Yazının sonunda, Neil Young’dan alıntılanan şu cümle yer alıyordu: “It’s better to burn out than to fade away.” (Sönüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyidir.)
Toplumsal Etki
düzenleKurt Cobain’in ölümü sadece müzik severleri değil; sosyologları, psikologları ve medya kuramcılarını da harekete geçirdi. O, sadece bir sanatçı değil, milyonlarca gencin iç dünyasının bir izdüşümüydü. Bu yüzden ölümü, bir bireyin kaybından öte, kolektif bir travmaydı.
Courtney Love, Cobain’in notunu kamusal şekilde dinlettiğinde Seattle’da bir matem havası hâkimdi. Hayranlar evin önüne çiçekler, mumlar, mektuplar ve gitarlar bıraktı. Seattle o gün suskun bir şehir gibiydi; sadece rüzgâr vardı, bir de havada asılı kalan gitar akorları gibi yankılanan sessizlik.
Sanatsal Miras
düzenleCobain’in ardından Grunge sahnesi bir daha eski formuna dönemedi. Nirvana, onun ölümüyle sembolik olarak sonlandı. Ama müziği –ve daha da önemlisi duygusu– yaşamaya devam etti. Günümüzün pek çok alternatif ve bağımsız sanatçısı hâlâ onun samimiyetini, kırılganlığını ve sahiciliğini örnek alıyor. O, plaklarda değil; insanların içine işleyen “gerçeklik” algısında yaşıyor. Bir yıldız gibi değil, yanmış ama ışığını bırakmış bir gezegen gibi.